Ormangülüm; bilirim aynanın karşısında rastlamak istemediğin, üzerini kalın örtülerle örttüğün hataların var. Kendinle bile üstüne konuşmaktan mütemadiyen kaçtığın, işaret edip de kimselere gösteremediğin tarafların...
Belki bir boşluktur o; düştüğün bir çukurdan kalma. Belki volkan ateşi kadar kızgın, gün yüzüne çıkamayıp içinde yanan büyük bir öfke.. Belki özgürlüğü hep bir kafes ardında seyretmeye mahkum, kanadı kırık bir kuş.. Bir at belki, şiirdeki gibi hani; vurulduğunda senin öldüğün..
Nilgün Marmara da zaten kendinden kaçtıklarının sancısıyla yazmıştı kendi satırlarını: "Bir şeyden kaçıyorum bir şeyden/ kendimi bulamıyorum / dönüp gelip kendime yerleşemiyorum/ kendime bir yer edinemiyorum/ kendime bir yer..."
Heybelerimizi indirdiğimizde ne çok sır dökülür kim bilir bizden. Kaçışlarımıza bir son versek dönüp hala kendimizi bulabilir miyiz sahiden?
Hayat boyu gözlerimiz sürekli başkalarına çevrili.. Başkasının yoluna, başkasının yaşayış tarzına, başkasının sakladıklarına, şovlar eşliğinde gösterdiklerine... Sürekli başkalarına bakıyor olmamız, onları gerçekten merak ettiğimizden de değil. Bunlar birer kaçış kılıfı; dünden hazırladığımız, kaçmak istedikçe çabucak peşine düştüğümüz..
Asıl neden bitmek bilmeyen kendimizden kaçışlarımız. Yüzleşmekten deli gibi korkuyor olduklarımız. Kendimizi iki uçlu tanımak istemiyoruz. Yalnızca olumlu taraflarımızın ve bir de çok lazımsa herkesçe makul bulunabilecek kadar masum birkaç zaafımızın farkında olalım yeter, diyoruz. Fakat hakikati ıskalıyoruz: Bugün yüzleşmeyip sakladığımız her şey biz yaşadıkça arkamızdan gelecek, biz yok saymaya devam ettikçe o varlığıyla hiç beklemediğimiz yerlerde boy gösterecek. Bu kısır döngüde bir saklambaç oyununa dönüşecek hayatımız. Kendimize yakalanmamak için hep başkalarının zayıflıklarını, kusurlarını, hatalarını arayıp bulacak, başkalarını sobeleyerek kendimizi gizleyeceğiz kendimizden...
Hepimiz biriciğiz ama birbirimiz gibiyiz de aynı zamanda. Herkesin bizdekine benzer kusurları olduğunu, yola kusurlarla, hatalarla devam ettiğini fark edelim. Bunu fark ederken ötekinin ne kusuru olduğunu öğrenmeye değil kendimizde yanlış giden neler var, ona odaklanalım. Heybemizde gereksiz yere yük ettiğimiz sırları önümüze alıp neden dönüp gelip kendimize varamadığımızı, kaçarken kendimizden ne kadar uzaklaştığımızı görelim. Ne zamandır duyulmayı bekleyen kendi cılız sesimizi kuvvetlendirelim ki yaklaşalım kendimize. Saklandığımız yerden çıkalım, hatalarımızla yüzleşip içimizdeki pişmanlık ateşinin bizi daha iyi biri yapmasına müsaade edelim de şarkılar söyleyen kuşlar konsun yolumuza. 🌱
Senanur Durur

Yorumlar
Yorum Gönder
Bu kutucuk ile düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.