Birbirimizin yüzünde gezdirdiğimiz bakışlarımız aslında birbirine bin ışık yılı uzak. Gözlerimiz böyle sığ bir dünyada karşımızdakinin derinliğini görebilecek kadar hünerli değil. Birbirimize kurduğumuz cümleler, kendimizin bile bir mana yükleyemeyeceği kadar anlamsız. Birbirimizin içindeki dünyalara yabancıyız.
Kimin içinde nasıl bir derdin sızladığını bilemeyiz. Kimin yolunun daha taşlı, kimin dik yokuşlarla dolu olduğunu sezemeyiz. Sarp uçurumlardan kaç kere dönmüştür bir insan, ayaklarını taşlar incitmiş midir anlayamayız. Göğsünü açıp bakamadığımız kalbinde, hangi yaraların kabuk tutmadığını, içinde nelerin çürüyüp gittiğini, ondan nelerin eksildiğini ve ona neyin fazla geldiğini bilemeyiz.
Birine anlatıp ağladığı acısını bırakın; tarif edemediği, cümle kuramadığı acısıdır asıl yarası insanın. Kafasında onlarca sesin gürültülü konuşmasını derin bir sessizlikle dinleyen insanlar tanıyorum. Daha önce hiçbir savaşta görülmemiş bir mücadeleyi kendisine karşı veren insanlar biliyorum. Kırılmış bir çocuğun bakışlarını görüyorum gözlerinde. Kafasının içindeki seslere tahammül göstermekten yorgun düşmüş. İçindeki parçalanmışlığa rağmen ihtişamlı bir bütün gibi görünüşüne küsmüş. Onlarca kitap okumuş olmasına rağmen halini birine anlatacak kelimeyi bulamayışına kızgın. Yani yolundaki engel kendisi, yani içindeki sızı kendisi, yani alıp karşısına oturtamadığı, omuz olamadığı, elini uzatıp kaldıramadığı kendisi. Yaralı insanlar hepsi..
Umudunu kalbinde bir mücevher gibi koruyup saklayanlara çiçekli bahçelerin müjdesini anlatmak istiyorum. Öyledir, umut, hepimizin can suyudur. İnsan umuduyla yaralarının üzerine düşler çizer. Sonra onunla yürümeye devam eder düşleri için..
Ormangülüm, bir yağmurlu göğün altında köklerinin içimde kuvvetlenişine yeniliyorum. Yağmuru, göğü, umudu ve yola devam etmeyi seviyorum.
Senanur Durur
Yorumlar
Yorum Gönder
Bu kutucuk ile düşüncelerinizi paylaşabilirsiniz.